Merak etme beni, sancımasın sol yanın…
Kan sızmadı henüz…
Yüreğim(iz)in lal dudaklarından hücrelerimize…
Yüzümün çizgilerine basmadan kendim de yürüyebilirim.
Sen git, ben oyalarım yaralarımı(zı)…
[ Su alıyor yürek kayığı(m), kaçak var kıyıya doğru!
Hadi daha hızlı kulaç at, aşksızlığa...
Küreklerimi kıran yalancı kaptan, yüzmesini bilmiyordum ki ben!
Aslım batıyor, derinlere. Geri dönüp, kurtar/ma ne olur?]
Merak etme beni, sancımasın sol yanın…
Ben her yazımın satır başlarında bulacağım seni.
Gözlerim karanlığım(-ız)a göz kırparken…
Paslanmış yüreğim, dilsiz sevmelerin edepsizliğinde gülümseyecek terkettiğin yarınlara…
Azrail ismimi verecek;
Azrail’e kundaklayacağım masumiyetimi!
Sen merak etme beni…
Coğrafyandım ya senin! Ütopyalarımı unuttum.
Nehirlerimin akıntısına kapıldı umutlarımın harfleri…
Gölgelerinde üşüdü çiçeklerim. Yıktın şehirlerimin içinde ki minarelerimi.
Göğe açılmıyor artık, sen’li düşlerimin elleri!
[ Hangi uyağa sığdırabilirim şimdi seni?
Hangi kemanın kopuk tellerinde aşkın devrik bestesini yapabilirim? ]
Red edilmeye hazır; oyuncakları kırılmış, kimsesiz arka sokakların çocuklarının günlüklerinde saklandı sen’li cümlelerim.
Onlar kadar yıkık!
[ Biliyor musun? Gülümsüyorum yine de, kirpiklerime rağmen...
Tabiatın şapkasından yıldızları çalmaya hazırlanıyorum yine.
Çocukluğumdan miras kalan saflığımla, vedaların kuyruklarına takacağım...]
Bak, yıldızlar getirdim sana…
Yüreğimin batık kayığından tek kişi kurtuldu ve o ben değilim…
Kanama başladı…
Sızıyor ömrüm(-üz)e…
Kanıyor…
Kanayacak daima…
Kaç, benim gibi acı(ma)sın canın!
Ben oyalarım yaralarımı(zı)…
Elveda…
