Ruhsuz gönüller karşılarsa seni “üzülme ben varım”, demek isterdim. Ama sen beni yüzümden utandırdın be canım; işte bu yüzden ben aslında hiç olmadığım o diyarı terke zorlanmışım yeni anladım!
Yeni anladım aslında insan hiçbir zaman kabına sığmazmış, sığdığını sandığı anda yok edermiş benliğini anladım! Zarar boyu aşmışken, alınan ahlardan kulaklarım duymaz hale gelmiş duyamadım.
Bilemedim ellerinin umarsızca bana sallandığını! Bu başıma konuşlanıp kalmış efkâr nereden miras sanıyorsun? Duyulmayan feryatlar sebep oldu sonuma! Sonum başlangıcıma eşdeğerken, içim dışım sen olmuş meğer; diyemedim!
Yalnız yürümek, yalnız tarif etmeye çalışmak hayatı, ya da yalnız kanamak değildi mesele. Mesele günaha bulanmamaktı; beceremedim! Soranları “yok bir şey” demekle geçiştirmek acıtmadı canımı; aslında can acıtan varlığının yokluğuna denk olmasıydı!
Suçsuz, günahsız, sabi sübyandan farkı olmayan teselli toplamı olunca yaşamak; zor geldi! Göze kulağa hitap etti belki ama yüreğe az geldi tüm olanlar ve sonra da koca şehir bana bi numara küçük geldi! Yani sözün özü: dar geldi!
Gözlerin acıya değmiş senin çocuk ellerinden belli yürüdüğün yollar. Canını yakana bilediğin hırsının çemberinde hala, temizliğinden zerre kadar şüphe etmediğim yüreğin.
Ben ki nice misafire ev sahipliği yapmışım ya da misafir olmuşum bunalmış tenlere belki ama bu kez ne gönlüm ne gözüm kesmiyor!
Yorgunum anlayacağın ve biraz da isteksiz; tüm bu olanlardan sebep geniş yüreğine sığamam ben, yüreğim avuçlarıma dar gelirse kanarım!
Yeter bunca zamandır ellerime yaptığım işkence, sen iyisi mi git be çocuk ben seni hiç yaşanmamış da sayarım…
